Tiamat

Aşağa gitmek

Tiamat

Mesaj tarafından Mephisto Bir Ptsi Haz. 01, 2009 12:03 pm

Her ne kadar Tiamat kelime anlamı olarak «tüm hayatın annesi» anlamında olsa da, Johan Edlund (o zamanlarki ruh hallerine yakışır şekilde kendisine Hellslaughter diyordu) ve çetesi, grubu yeni kurdukları 1980’lerin sonunda sert bir black metal grubu olmaya çalışıyorlardı.

Tiamat yeraltı müzik piyasasına 1990 yılında A Winter Shadow ile girerken black metal grubu olma konusunda oldukça kararlıydı. Lakin bugün Tiamat için birşeyi gönül rahatlığı ile itiraf etmek gerekirse, Tiamat hiçbir zaman ümit vaat eden bir black metal grubu olamadı. A Winter Shadow, Studio Sunlight’da Tomas Skogsberg ve Tiamat tarafından kaydedilmişti. O günlerde black metal için iyi bir sound beklentisi zaten yersiz bir durumdu; fakat ona rağmen A Winter Shadow o günlerin standartlarının bile altında olabilen bir kayıttı. Yine de Tiamat bir şekilde yeraltı müzik piyasasında yerini bulmayı başarmıştı.

1990 yılı bitmeden Tiamat, A Winter Shadow sayesinde kendisine minör bir firma bulmayı başardı. A Winter Shadow zaten tek başına kaydedilmemişti. Johan ve çetesi Studyo Sunlight’ta Sumerian Cry albümünü kaydetmişlerdi ve bu kayıttan seçtikleri iki şarkı ile de ilk demolarını piyasaya sürmüşlerdi. O günler için bu oldukça ilginç bir stratejiydi. Genelde önce demo kaydedilip sonra bir firma ile anlaşılır, sonra da o firmanın desteği ile albüm kaydı yapılırdı (Avrupa’da zaman zaman işler hala böyle yürüyor). Tiamat’ın ise ilk anlaşmasını yapabilmesinde zaten albüm kayıtlarının olmasının da bir etkisi vardı. Grubun ilk albümü olan Sumerian Cry ayrıca grubun ismine de bir gönderme içeriyordu. Tiamat Sümer Mitolojisi’nde geçen bir tanrıçaydı ve Tiamat her ne kadar bir black metal grubu gibi davransa da; Tiamat iyi bir tanrıça idi, hatta Sümer Mitolojisi’ne göre Marduk’la savaşan bir tanrıça idi.

Öyle ya da böyle, 1990 yılının sonunda Tiamat yeraltı müzik piyasasına girmeyi başardı ama Tiamat’ın müzik piyasasında patlaması 1991 yılında oldu. Biraz önceki satırlarımızda bizim gönül rahatlığı ile itiraf ettiğimiz kötü Tiamat-black metal ilişkisini grup da çok geçmeden fark etmişti. 1991 yılında piyasaya sürülen, Woodhouse’da kaydedilen, prodüktörlüğünü Waldemar Sorychta’nın, miksajını ise Siggi Bemm’in yaptığı The Astral Sleep, grubun metal piyasasında saygın bir yer edindiği ilginç ve cesur bir death metal albümüydü. Bu albüm aynı zamanda grubun Century Media ile halen devam eden birlikteliğinin başladığı albümdü.

Bilirsiniz yeni gruplara firmaların her sene bir albüm için baskıları olur. O dönemde Century Media çok büyük bir firma değildi, hatta Century Media’nın bugünkü yerine gelişinde Tiamat’ın da çok büyük bir etkisi olmuştur; ama nedendir bilinmez Tiamat 1992 yılında da bir albüm çıkarmıştır. Fakat 1992’de piyasaya sürülen Clouds albümü Tiamat’ın o güne kadar yaptığı en büyük iştir ve benim gözümde de grubun asıl kariyerinin başladığı andır. Bir önceki albümün kaydedildiği stüdyoda, aynı kadro tarafından kaydedilen Clouds’un ismi ilk önceleri In a Dream olarak düşünülmüştü. Fakat firmanın önerisi (ya da baskısı bilemiyorum) sonucu Clouds’da karar kılınmıştı. Bünyesinde halen çok sevilen Sleeping Beauty, In a Dream, A Caress of Stars ve Undressed gibi parçalar barındıran Clouds ayrıca grubun death metal’den de ne anladığını daha net gösteren bir albümdü. Grup için bazı karmaşık söz öbekleri kurduk yazının başında. İşte bu öbeklerin kökenleri de bu albümde karşımıza çıktı. Clouds her ne kadar bir death metal albümü gibi gözükse de oldukça melankolik ve duygusal bir albümdü. Hatta death metal denemeyecek kadar duygusal bir albümdü. Zaten Tiamat’ın da bir death metal grubu olmaya niyeti yoktu.

Her yıl bir albüm çıkarma geleneğine sadık kalmak isteyen grup (belki de firma dememiz daha doğru olur) 1993 yılında piyasaya grubun İsrail konserinin bir kısmı olan Sleeping Beauty’i sürdü. 3 Temmuz 1993’de verilen bu konserinCD şeklinde piyasaya sürülmesinin bir diğer önemli sebebi de artık Tiamat’ın daha büyük bir grup oluşu ve üretim süreçlerinde süre baskısına daha az tahammül edebiliyor olmasıydı. Century Media ile ilişkileri gün geçtikçe farklı bir şekil alıyordu ama henüz işler Tiamat’ın umduğu yere varmamıştı.

1994 yılında Tiamat kadrosunda birtakım problemler yaşadı. Gruptan ayrılanlar sonucunda grubun bütün haklarını Johan kendi himayesi altına aladursun; o günlerde piyasaya sürülen Wildhoney ile Tiamat Avrupa’daki metal müzik piyasasını derinden etkiledi. Bu etki öyle derin, öyle büyük bir etkiydi ki; o günden sonra kurulan birçok grup bunun etkisinde kaldı. Evet Tiamat için duygusal bir grup deriz ve bunu derken de en çok Wildhoney’den güç alırız. Kayıtları daha önceki albümler gibi Woodhouse’da ve Woodhouse kadrosu ile yapılan ve ilk şarkısından son şarkısına kadar devrim niteliği taşıyan Wildhoney, her ne kadar zamanında doom olarak adlandırılmışsa da aslında o günün doom alışkanlığının da oldukça dışında duran inanılmaz bir albümdü. İçinde Gaia, Whatever That Hurts, The Ar, Visionaire ve Do You Dream of Me gibi klasikler barındıran Wildhoney, inanılmaz satışı ile Century Media ile Tiamat arasındaki tüm ilişkilerinde değişmesine sebep oldu. Artık asıl patron Tiamat olmuştu.

Patronun kim olduğuna bakmaksızın 1995 yılı gene de Tiamat için boş geçmedi. Önce bir Gaia single’ı yayımlayan grup bir de The Musical History of Tiamat adında iki CD’lik toplama bir albüm yayımladı. Daha dördüncü albümünü yayımlamış bir grup için müzikal tarihten bahsetmek belki de o dönemki tüm Avrupalı firmalarda görülen ihtişam ve görkem arzusundan kaynaklanıyor olabilirdi. Fakat yine de, Tiamat’ın daha müzikal kariyerinin ilk dört yılında geçirdiği evrimi gözardı edemeyiz. Bu da zaten «duyguların karakteri» savımızın ikinci aşaması olan «duyguların karakterinin sancılı değişimi, kendini buluşu, gelişimi ve tekrardan kendini kaybedişi» kısmını besleyen durum olsa gerek.

1996 yılını boş geçiren gruptan insanların beklentileri artarken, Tiamat 1997 yılında birçok hayranının hala inanamadığı bir şok ile geri döndü. Bu öyle büyük bir şoktu ki; birçok hayran artık Tiamat’ı dinleyemez hale gelmişti. O yıllarda Avrupa metal piyasasında ciddi bir elektronik müzik etkisi söz konusuydu. Zaten çoğu insanın evinde müzik yaptığı İskandinav ülkelerinde, teknolojinin de gelişimi ile birlikte elektronik müzik yükselişe geçmişti. Bu sanırım önüne geçilmesi o kadar güç bir yükselişti ki, birçok metal grubu da bundan etkilendi. Tiamat da bu gruplardan biri, hatta bu etkiye yön verenlerden birisi oldu. 1997’de yayımlanan A Deeper Kind of Slumber ile Tiamat artık ne black, ne death, ne de doom yapıyordu. Elektronik müziğin etkisi ile boğulan Tiamat şimdiye kadarki en hüzünlü albümünü yapmıştı ve kendi içindeki değişim sürecinin de en cesur ve en sancılı zamanlarını yaşıyordu. Artık hiçbir şey Tiamat için eskisi gibi olamazdı. Woodhouse geleneğini A Deeper Kind of Slumber albümü ile de bozmayan Tiamat, 1997 yılında bir de Cold Seeds single’ı yayımladı ve 1997 yılı Tiamat için kapanmış oldu.

Aradan geçen iki yıldan sonra Tiamat artık olgun ve ne yapmak istediğine karar vermiş bir şekilde geri döndü. 1999 yılına Skeleton Skeletron albümünden ilk single Brighter Than the Sun ile giren topluluk, artık gothic rock denilen yolun yolcusu olmuştu. Sonraki günlerde ise Skeleton Skeletron piyasaya sürüldü. Gene Woodhouse’da kayıt yapmayı tercih eden topluluk bu kez farklı prodüktörlerle çalışmayı tercih etti. Albümün prodüktörlüğünü Johan ile Dirk Draeger birlikte yaparken, miksaj ve mastering’i de Dan Diamond yaptı. Kendi adıma gelmiş geçmiş en iyi Tiamat albümü olduğunu düşündüğüm Skeleton Skeletron, ayrıca da grubun kendini bulduğu zamanların da başlangıcı oldu. Bu albüme kadar hemen hemen her albümde farklı bir tarz müzik icra eden topluluk bu albümle birlikte gothic rock’ın en önemli gruplarından birisi oldu. Skeleton Skeletron, A Deeper Kind of Slumber kadar hüzünlü bir albüm değildi; lâkin en az onun kadar duygusal ve güçlü bir albümdü ve yine onun kadar anlaşılması da güç bir albümdü (bu gün en çok sevdiğim ilk on albüm listesine gönül rahatlığı ile koyduğum Skeleton Skeletron’u ilk aldığımda iki parça haricinde hiç beğenememiştim). Baştan sona bütün şarkılarından çok etkilendiğim albümün bir diğer sürprizi ise Rolling Stones’dan Sympathy for the Devil yorumuydu. Tiamat, kesinlikle bir metal albümü olarak değerlendirilemeyecek olan Skeleton Skeletron’un ardınan 1999 yılını For Her Pleasure single’ı ile kapattı.

Sonrasında ise 3 yıllık bir aralıktan sonra oldukça tehditkâr bir albüm olan Judas Christ öncesinde, Vote for Love single’ı ile Tiamat hayranları ile tekrar buluştu. Dediğimiz gibi 1999’dan beri Tiamat bir gothic rock grubu olmuştu ve Vote for Love da çok güzel bir gothic rock parçasıydı. Vote for Love’dan sonra bir ay içerisinde de Judas Chirst raflarda yerini aldı. Yıllar sonra Woodhouse geleneğini bozarak Danimarka’daki PUK, Medley & Sun stüdyolarında kaydedilen Judas Christ’ın tüm mikser işçiliğini Lars Nissen üstlendi. Bir önceki albüme göre daha karanlık ve belki de daha metal bir hava soluyan Judas Christ yine de dinlemesi oldukça yumuşak bir albümdü. Gene çok sevdiğim bir albüm olan Judas Christ ile topluluk duyguların karakterini bulmuş, değiştirmiş ve geliştirmeye başlamıştı.

Bu gelişim sürecinin (şimdilik) son durağı ise 2003 yazında piyasaya sürülen Cain single’ı ve hemen akabinde çıkan Prey albümü oldu. Cain, grubun çok ama çok uzak kaldığı metale biraz daha yaklaştığı bir şarkı oldu. Bu anlamda Prey içinde de metale hatta gotic metal’e daha yakın bir albüm diyebiliriz ama Tiamat’tan ikinci bir Clouds beklemek çok ciddi bir yanılgı olur.

2006 yılında ise Tiamat’tan pek ses seda yok. 2005 yılı boyunca pek fazla konser dahi vermeyen grup, geçtiğimiz günlerde tüm Tiamat videoları ve birçok konser görüntülerinden oluşan Church of Tiamat DVD’sini piyasaya sürdü. Hem son zamanlarından, hem de Clouds döneminden bir çok hit olmuş parçanın bulunduğu DVD’nin ardından ne beklememiz gerektiği ise asıl muallak olan konu. Kendini tekrar etmek konusunda ciddi kaygıları olan Tiamat son üç albümdür aslında pek de ciddi bir değişim göstermedi. Bu da duyguların karakteri savımızın ikinci kısmının en önemli olan noktası “kendini tekrardan kaybetme ilkesine” aykırı bir durum.

_________________
TATİLDEYİM, DÖNÜŞÜM MÜKEMMEL OLUCAK! =)


Hold me near, my one friend and guide
As I drown through your fingers
Drown through your love
For you are the life I hate
You are my
Lethe
avatar
Mephisto
Super Mod
Super Mod

Kadın
Mesaj Sayısı : 1174
Yaş : 24
Nerden : Çok güzel bi yerden xD
Hobiler : Anime, müzik, fotoğraf çekmek, gitar çalmak, gezmek tozmak....
Lakap : Mephisto
İleti : From the dark I feel your lips and †as†e your bloody kiss ...
Favori Lafınız : Enaam!
Rep :
75 / 10075 / 100

Ruh Halim :
İsim : Alex Ammot
Kayıt tarihi : 17/01/09

Kullanıcı profilini gör http://gothictr.vampire-legend.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz